Kolposkopi; rahim ağzı (serviks), vajina ve dış genital bölgenin (vulva), kolposkop adı verilen ışıklı ve büyütme özellikli özel bir mikroskopla detaylı incelenmesi işlemidir. Genellikle anormal Pap smear veya pozitif HPV testi sonrasında rahim ağzı kanseri öncülü lezyonların teşhisi için uygulanır. İşlem 10-20 dakika sürer, ağrısız olup anestezi gerektirmez. Ankara'da kolposkopi ve LEEP işlemleri Prof. Dr. Polat Dursun tarafından yıllardır başarıyla uygulanmaktadır.
Serviks kanserinin erken tanısında önemli bir yöntem, direkt olarak serviksin gözlenmesidir. Serviksin gözlenmesi kolposkop adı verilen aletle yapılmaktadır. İşlem, ilk bulunduğu zaman vajende kullanıldığı için, Latince vajenin gözlenmesi (kolposkopi) anlamında kolposkopi, kullanılan alet de kolposkop olarak isimlendirilmiştir. Kolposkop 1925'de Hans Hinselman tarafından Almanya, Hamburg'da icat edilmiş, parlak ışıklı bir stereoskopik dürbündür. 6 ile 40 kadar büyütme yapabilmektedir.
Aslında Hinselman bu aleti, dokuyu büyütüp baktığı zaman erken tümör hücrelerini görebilme ümidiyle tasarlamıştır. Kısa sürede bunun olamayacağını anlamış, ama bu arada tümör gelişiminde en erken bulguların dokuda terminal damarlarda başladığını fark etmiştir; ki bu o zaman tam adlandırılamamış olsa bile müthiş bir keşiftir, bugün neovaskülarizasyon olarak adlandırdığımız bulgudur. Kolposkopi uzun yıllar, Avustralya hariç İngilizce konuşan ülkelerde rağbet bulamamıştır. Sebep ilk yayınların Almanca oluşu ve kullanılan terminolojinin zor oluşu olarak kabul edilir.
Halbuki serviks kanseri tarama ve tanısında ikisinin de yeri ayrıdır. Sitoloji bir laboratuvar metodudur, dökülmüş hücrelerdeki morfolojik değişiklikleri inceler. Kolposkopi ise bir klinik yöntemdir; dokudaki metabolik ve biyokimyasal değişiklikleri yansıtan terminal vasküler ağdaki değişmeleri değerlendirir.
1960'lı yıllardan sonra serviks kanseri yaşının giderek çok genç yaşlara gelmesi, bu genç hastalarda invaziv tedavi yöntemlerinden uzak durulması gerekliliği, erken tanı için kolposkopiyi tekrar gündeme getirmiş, 1970'li yıllardan sonra da yaygınlaşmıştır. Yeni kolposkoplarda kan damarlarının daha iyi görülmesini sağlayan yeşil filtre, fiber optik yüksek aydınlatma gücüne sahip ışık kaynağı, dijital fotoğraf makineleri ve bilgisayar bağlantısı bulunmaktadır.
Pap smearın yalancı negatif ve yalancı pozitif oranlarının anlamlı derecede yüksek olması ve körlemesine alınan servikal biyopsilerin küçük lezyonları atlaması nedeniyle anormal alanların direkt olarak gözlenmesi kolposkopinin en önemli avantajıdır. İki yöntem birbirini tamamlayıcıdır. Sitoloji kitle taramaları için çok uygundur fakat lezyonu lokalize edemez. Kolposkopla lezyonun yeri saptanabilir ancak bu yöntem eğitilmiş hekim ve özel aletler gerektirdiğinden pahalıya gelmektedir.
Kolposkopinin spesifisitesi tarama için %30'un altındadır, yani yanlış pozitiflik oranı yüksektir. Asetik asit uygulamasından sonra pek çok neoplazik olmayan durumda da beyazlanmalar görülmektedir. Sitolojide yanlış negatiflik şansı %15-20 kadardır; iki yöntem birlikte kullanılırsa doğruluk oranı %98.8'lere çıkacaktır. Bu nedenle kolposkopi bazı endikasyonlarla uygulanmalıdır.
Servikal kanser ve öncül lezyonlarının tanısında en ucuz ve etkili tarama testi hâlâ Pap smear uygulamasıdır. Ancak Pap testi bir tanı yolu değildir; daha ileri tanısal yöntemlere ihtiyacı olan hastaları belirlemeye yarayan bir tarama testidir. Kolposkopi sitolojik anormallikleri açığa çıkarmak için ikinci basamak bir tarama testi olarak değerlendirilmelidir. Serviks kanseri tanısında histoloji altın standarttır ve tek kesin tanısal testtir.
ABD'de yılda 50 milyon Pap smear alınmakta, bunların %5 kadarı LSIL ve üzeri sonuçlar nedeniyle kolposkopiye gönderilmektedir (2.5 milyon kişi). Kolposkopi eğitiminin çok sıkı tutulması gerekir; yoksa gereksiz pozitif sonuçlar, gereksiz biyopsiler ve gereksiz LEEP işlemleri artacaktır.
Kolposkopi için eğitilecek kişi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı veya asistanıdır. Temel eğitimden sonra en az 50 servikal sitolojik anormalliği olan kadında bir profesyonel eşliğinde kolposkopi yapmalı, daha sonra kendi başına 100 kolposkopi yaparak bunların sonuçları gene bir profesyonel tarafından kontrol edilmelidir. Kolposkopi sertifikası ancak bu aşamalardan geçen hekimlere verilirse başarı şansı artacaktır.
Kolposkopi aceleye getirilecek, hemen her yerde anında yapılması gereken bir işlem değildir. Her şeyden önce kolposkopi yapılacak odanın çok iyi organize edilmiş olması gerekir. Kolposkopi için hastaya önceden randevu verilmeli, randevu mümkünse proliferatif faza ayarlanmalıdır. İşlem hastaya iyice izah edilmeli, gereksiz yere kanser fobisine girmesi engellenmelidir.
Kolposkopi uygulamasında iki metod vardır: Salin tekniği ve klasik (extended) teknik. Klasik teknik Alman ekolünün uygulama şekli olup günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Salin Tekniği: Oslo'dan Koller ve Kolstad tarafından öne sürülmüştür. Önce kuru gazlı bezle servikal mukus çıkarılır, sonra serviks serum fizyolojikle ıslatılır. Böylece subepitelyal damar yapısı görülür hale getirilir. Bu metod uygulaması zor, çok tecrübe isteyen bir yöntemdir, pek uygulanmamaktadır.
Klasik Teknik: Serviks önce düşük büyütmede (6-10 büyütme) kabaca incelenir. Sonra servikse en az 30-45 saniye süreyle %3 veya 5'lik asetik asit uygulanır. Normalde ektoserviksin skuamöz epiteli pembe renkli görülür. Asetik asit nükleus ve sitoplazmadaki proteini geçici olarak koagüle eder; anormal prolifere epitelde yüksek nükleer dansite ve yüksek konsantrasyonda protein vardır. Işık bu koagüle olmuş epitelden geçemez ve bu sahalar normaldeki pembe renk yerine beyaz görülür. Protein ne kadar çoksa beyazlanma o kadar fazla olacaktır. Bu etki 30-40 saniye kadar sürer. Kolposkopide temel amaç bu anormal beyazlanma sahalarını saptayıp buralardan biyopsi almaktır.
Lugol (Schiller) Testi: Serviks lugol solüsyonu ile de boyanabilir. İyotla boyanmış normal epitel kahverengi-siyah görülür (epiteldeki glikojen nedeniyle). Anormal prolifere epitelde glikojen az veya yoktur; bu nedenle bu sahalar iyotu tutamaz ve beyaz-sarı kalır. Bu sahalar da biyopsi alınması gereken şüpheli sahalardır. Bu uygulama günümüzde zaman alıcı olması ve yanlış pozitifliğinin çok oluşu nedeniyle rutin kullanılmamakta; yalnızca konizasyon veya LEEP yapılacak hastalarda sınırların belirlenmesi için uygulanabilmektedir.
Kolposkopik muayene sırasında gerekecek her türlü alet hekimin elinin altında bulunmalıdır: Değişik büyüklükte spekulumlar, biyopsi forsepsleri, endoservikal spekulum, serum fizyolojik, %3 ve 5'lik asetik asit solüsyonları, Lugol solüsyonu, Monsel solüsyonu, LEEP cihazı ve uçları (veya koter).
Normalde kolposkopide üç alan incelenmelidir: Orijinal skuamöz epitel, kolumnar epitel ve ikisi arasındaki birleşim geçiş yeri. Kolposkopide bakılması gereken en önemli bölge ise transformasyon zonudur (T/Z). Bu bölge değişik derecede matürasyon gösterir ve onkojenik etkilere diğer bölgelerden daha açıktır; servikal kanserin başlangıç yeridir.
Asetik asit sürülmeden önce servikste varolan beyaz sahalardır. Genellikle yüzeyden kabarık bir plak şeklindedir. Genç hastalarda lökoplaki en fazla HPV enfeksiyonları sonucu görülmektedir. Normalde serviks epitelinde keratin yoktur; keratin varlığı alttaki önemli bir lezyonu maskeleyeceğinden bu sahalar mutlaka biyopsi ile değerlendirilmelidir.
Asetik asit uygulanmasından sonra ortaya çıkan beyazlanmalardır. Asetik asit beyazı epitel transformasyon zonunun en sık görülen kolposkopik bulgusu olmasına rağmen her asetik asit beyazı epitel neoplastik atipi demek değildir; pek çok rejeneratif olayda bu beyazlanma görülebilir. Bu nedenle biyopsi şarttır. Beyazlanmanın derecesine, yoğunluğuna ve süresine göre tecrübeli bir kolposkopist atipinin derecesi hakkında fikir yürütebilir.
T/Z'da küçük peteşi sahaları şeklindedir. Genellikle erken evre CIN bulgusu olarak kabul edilir. Peteşi alanları, anormal proliferasyon dolayısıyla çok artmış ve yüzeye ulaşmış olan stroma papillalarının ortadaki damarlarının kapillerlerinin, asetik asit beyazı sahalar arasındaki vertikal kesitleridir. Bu şekilde peteşial noktalanmalar enfeksiyonlarda (en sık trikomonas enfeksiyonları) ve menopozal atrofide de görülebilir; gerçek punktuasyondan ayırt etmek gerekir. Atipinin derecesine göre ince veya kaba punktuasyonlar olabilir.
Erken veya daha ileri evre CIN'e ait kabul edilen bir bulgudur. Anormal prolifere epitel ve buna bağlı damarlanma arttığı için kapillerler kıvrımlar yapmakta ve bu damarların çevrelediği beyazlanmış epitel adacıkları karo taşları veya mozaik şeklinde görülmektedir. Mozaik yapı da ince veya kaba olabilir; görünüme göre tecrübeli bir kolposkopist atipinin derecesini tahmin edebilir.
Kolposkopide görülen anormal damar yapısı neoplastik atipinin belki de en önemli ve erken bulgusudur. Tümör varlığında neovaskülarizasyon gelişir; damarlar glomerüloid biçimli saç tokası, sarmaşık dallar, buruşturulmuş ipek iplikçikler, bitki kökleri, tirbüşon gibi anormal şekiller alır. Kolposkopik muayenede damar yapısı için yeşil filtre kullanılırsa çok daha iyi görünüm sağlanır. Normalde interkapiller aralık 50-250 mm (ortalama 100 mm) kadardır; CIN III'de 450-500 mm'a kadar çıkar. Atipik davarlanma daha ileri evre CIN, hatta mikroinvaziv-invaziv kanser belirtisi sayılır.
T/Z'nun tam görülemediği durumlar için kullanılan bir deyimdir. Özellikle postmenopozal hastalarda T/Z iyice servikal kanalın içlerine doğru yükselmiş olabilir. Bu durumlarda Kogan, Kurihara gibi özel endoservikal spekulumlar kullanılmalı; gene de T/Z görülemiyorsa kolposkopi yapılmış sayılmamalı ve gerekirse endoservikal küretaj hatta konizasyon gibi daha agresif yöntemler uygulanmalıdır.
Lezyonun kenar yapısı şekil, keskinlik ve kalınlık açısından değerlendirilmelidir. Düşük dereceli lezyonlarda kenar yapısı irregüler, tüylenmiş gibi veya coğrafik şekiller yapan bir görüntüdedir. Yüksek dereceli lezyonlar ise keskin yüksek kenarlıdır ve genellikle geniş düşük dereceli bir lezyon içerisinde yüksek dereceli bir yapı içerirler; buna internal marjin veya demarkasyon hattı denir. Lezyonun düz, papiller, nodüler, ülsere, pürtüklü olup olmamasına da dikkat etmek gerekir.
Kolposkopistlerin az oluşu rutin taramada kolposkopinin kullanılamaması için önemli bir sorundur. Bu sorunu aşmak amacıyla servikografi (serviskop adlı 35 mm'lik geniş açılı kamerayla serviksin fotoğraflanması) ve Direkt Vizüel İnspeksiyon (DVI) yöntemleri geliştirilmiştir. DVI'de asetik asit kullanılarak yapılırsa VIA (Visual Inspection with Acetic Acid), lugol kullanılarak yapılırsa VILI (Visual Inspection with Lugol Iodine) adını almaktadır. VIA'da sensitivite %74, spesifite %77'dir. Bu yöntemler organize tarama yapılamayan ülkelerde kullanılabilmekte ancak henüz sitolojinin yerini alamamaktadır.
CIN (Servikal İntraepitelyal Neoplazi), HPV virüsü ile enfekte olan kadınların rahim ağzında gelişen ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan lezyonlardır. CIN lezyonları Tip 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82 gibi onkolojik HPV enfeksiyonları neticesinde oluşur. Yeni terminolojide patologların bir kısmı artık CIN 2-3 yerine HSIL (High Grade Squamous Intraepithelial Lesion) terminolojisini kullanmaktadır.
CIN 1 (Düşük Dereceli): Hafif hücresel değişiklik. Vakaların %57'si spontan regresyona uğrar. Genellikle 6-12 aylık takip önerilir, hemen tedavi gerekmez.
CIN 2 (Orta Dereceli / HSIL): Orta düzey hücresel değişim. Tedavi eşiğidir. Çoğunlukla LEEP ile tedavi edilir.
CIN 3 (Ağır Displazi / Karsinoma in Situ): Epitel içindeki hücre çoğalmasının en yoğun olanı ve tüm epiteli kaplamış olmasıdır. CIN 3 mutlaka tedavi gerektirir; genel kabul gören yöntem LEEP uygulamasıdır. CIN 3'den invazif kansere geçiş oranı çeşitli yazarlarca %16-40 arasında değiştiği bildirilmektedir. Onkolojik HPV tipleri vücuda alındıktan sonra rahim ağzı kanseri oluşuncaya kadar geçen süre 5-15 yıl arasında değişir.
Kolposkopide alınan biyopsi sonuçları HSIL veya CIN 2-3 gelirse genellikle LEEP işlemi önerilir. LEEP bu konuda deneyimli jinekologlar tarafından yapılmalıdır.
LEEP; loop elektrosurgical excision procedure kelimelerinin baş harflerinden üretilmiş bir kelimedir. CIN 3 tedavisinde en sık olarak LEEP işlemi uygulanır.
CIN 2-3 (HSIL) Ameliyatı — LEEP Nasıl Yapılır? İşlem lokal anestezi ile uygulanabilir; ancak ağrılı bir işlem olduğu için genellikle hafif sedasyon ile birlikte yapılır. Normal şartlarda 15 dakika sürer ve sonrasında hasta evine gider, günlük aktivitelerine devam eder. LEEP işlemi sonrası 2-3 hafta az miktarda kanama ve bol sulu akıntı olur; sonrasında normale döner. İşlemden sonra 3 hafta cinsel ilişki olmamalıdır.
CIN 2-3 Tedavi Edilmezse Ne Olur? Bu tür yüksek dereceli lezyonlar tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine dönüşme olasılığı yüksektir; o nedenle mutlaka LEEP yapılmalıdır. LEEP işlemi hastanın üremesi üzerine olumsuz etkide bulunmaz, çocuk sahibi olunmasına engel olmaz.
LEEP İşleminin Riski Var mıdır? LEEP işlemi tekrarlayan uygulamalar şeklinde birden fazla olarak uygulanırsa rahim ağzının kısalmasına yol açarak erken doğum riskini artırabilir. Bu nedenle deneyimli doktorlar tarafından uygun endikasyonlarla yapılmalıdır.
CIN 2-3 Tekrarlar mı? CIN 2-3'ün tekrarlama riski vardır. Bu sebeple LEEP işlemi sonrası hastaların mutlaka düzenli takibi gereklidir.
CIN 2-3 Olan Hastalar Gebe Kalabilir mi? CIN 2-3 tedavi edildikten sonra hastalar gebe kalabilir ve doğum yapabilir. Ancak smear ve HPV takibini mutlaka düzenli yaptırmak gereklidir.
CIN 2-3 Geçiren Hastalar Nasıl Doğurmalıdır? HPV'ye bağlı CIN 2-3 geçiren hastaların doğum şeklinin ne olması gerektiği konusu uzun zamandır tartışılmaktadır. Son zamanlarda normal doğumun da mümkün olduğu ve bebeğe bulaşma olasılığının düşük olduğu vurgulanmaktadır. Yine de doğum şekline aile ile birlikte karar verilmelidir.
Konizasyon: Rahim ağzının riskli bölgesinin koni biçiminde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. LEEP'e yanıt vermeyen, geniş lezyon alanı olan ya da endoservikal kanal tutulumu şüphesinde uygulanır.
HPV virüsünün şu anda bir ilaç tedavisi yoktur. HPV'nin yol açtığı lezyonlar tedavi edilmektedir. HPV siğil yaptıysa siğiller, yüksek dereceli hücre çoğalması yaptıysa bu lezyonlar tedavi edilmektedir.
HPV alındıktan sonra aşılama yapılabilir; ancak aşının içindeki en az bir tipe karşı etkinliğinin olmadığı veya azaldığı bilinmelidir. Bu nedenle aşı cinsel aktivite başlamadan önce yapıldığında en yüksek korumayı sağlar.
Siğil dışında hastanın anlayabileceği etkin bir belirtisi yoktur. Siğil varsa doktora gidilmelidir. Smear ve HPV testi yaparak HPV olup olmadığı anlaşılır.
Birden fazla partner varsa HPV'nin kimden ve ne zaman alındığının anlaşılması mümkün değildir.
HPV DNA testi smear gibi rahim ağzından alınarak yapılır ve sonuç 1-3 hafta arasında çıkar. Bazı merkezler önce HPV olup olmadığını tespit eder; HPV pozitifse tipleme yapar. Bazı HPV DNA testleri ise HPV 16 ve HPV 18'in de olduğu onkolojik tipleri doğrudan test eder.
HPV genel olarak cinsel yolla bulaşır; ancak oral ve anal seks ile de bulaşır.
Aktif HPV enfeksiyonu geçiren kadınlarda normal doğum sırasında bebeğin oral florasına bulaşıp larinksdeki ses tellerine HPV bulaşabilir ve nadir görülen laringeal papillomatozis adlı bir hastalığa sebep olabilir. Fakat bulaşma oranı düşüktür.
Her HPV enfeksiyonu kanserleşmez; ancak bunun bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve takip edilmesi gereklidir. HPV enfeksiyonlarının büyük çoğunluğu geçicidir; yalnızca kalıcı hale gelen yüksek riskli tiplerinde kanser riski artmaktadır.
CIN 1, 2 ve 3; HPV virüsü ile enfekte olan kadınların rahim ağzında gelişen ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan lezyonlardır. CIN lezyonları Tip 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82 gibi onkolojik HPV enfeksiyonları neticesinde oluşur.
CIN 2-3'e yol açan ana etken HPV virüsüdür. HPV virüsünün ana bulaşma yolu ise cinsel temasdır. Çok nadiren bazı diğer yollarla da bulaştığı bildirilmiştir.
Genital siğili olan kadınların mutlaka alt genital sisteminin HPV ve HPV'nin yol açtığı değişiklikler yönünden değerlendirilmesi gereklidir. Genital siğili olan bir kadında HPV testi ve smear testi yapılırsa hastanın sonraki yaşamındaki takip sıklığı ve kolposkopi gerekip gerekmeyeceği hakkında daha net bilgi verilebilir.
Hayır. Kolposkop vajina içine girmez, dışarıdan bölgeyi inceler. Bu nedenle işlem ağrısız olup anestezi gerektirmez. Biyopsi alınırsa anlık hafif bir kramp veya sızı hissedilebilir.
Yalnızca kolposkopi yapıldıysa (biyopsi alınmadıysa) genellikle 24-48 saat beklenmesi yeterlidir. Biyopsi ya da LEEP yapıldıysa 3 hafta cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.
HPV tanı ve tedavisi, ASCUS, HSIL, LSIL tanı ve tedavisi, kolposkopi ve LEEP-konizasyon işlemleri Ankara'da Prof. Dr. Polat Dursun tarafından yıllardır başarılı bir şekilde yapılmaktadır. HPV'nin yol açtığı her tür lezyon Prof. Dr. Polat Dursun tarafından yıllardır Ankara'da başarıyla tedavi edilmektedir.
Ankara'da genital siğil tanı, tedavisi ve takibinde Prof. Dr. Polat Dursun en iyi ve en yetkin uzman doktorlardan biridir. Prof. Dr. Dursun Ankara'da binlerce HPV hastasının tanısını koymuş, kolposkopisini yapmış, binlerce genital siğil hastasını tedavi etmiş ve HPV'nin yol açtığı sayısız rahim ağzı kanseri hastasını tedavi etmiştir.
HPV 16, HPV 18 ve diğer yüksek riskli HPV pozitif çıkan kadınlar ile ASCUS (önemi belirlenemeyen atipik hücreler), LSIL, HSIL, ASC-H, AGC smear sonucu olan hastalar bu konuda deneyimli jinekologlar tarafından değerlendirilmelidir. Prof. Dr. Polat Dursun ülkemizdeki HPV sıklığı ve HPV tipleri, Türkiye'deki sitoloji anormalliklerin sıklığı, Türkiye'deki ASCUS, LSIL, HSIL sıklığı hakkında ilk çalışmaları yapıp uluslararası literatürde yayınlamıştır.
Prof. Dr. Polat Dursun, ulusal ve uluslararası literatürde Türkiye'den HPV ve HPV'nin yol açtığı genital siğil, smear anormallikleri ve rahim ağzı kanseri konusunda kaynak olarak gösterilen ve bu konuda en çok yayın yapmış uzman kişilerden biridir. Ankara'da HPV tanısı ve HPV'nin yol açtığı ASCUS, LSIL, HSIL, ASC-H, AGC gibi lezyonların tanı ve tedavisi ile kolposkopik değerlendirmesi yıllardır başarıyla yapılmaktadır.
Anormal smear, HPV pozitifliği veya şüpheli bulgu durumunda vakit kaybetmeden Prof. Dr. Polat Dursun ile görüşün.